25 Ekim 2007 Perşembe

Korku Sineması Tarihi

0

Gördüğümüz korkumu ? Yoksa erotizm mi?
Korku sineması tarihine baktığımızda doğuşunun 60’lı yılların sonuna denk geldiğini görürüz ve 70’li yıllarda da seyircinin yakın ilgisi nedeniyle gelişim göstererek günümüze dek birçok evrim geçirerek bazen kayıp olup bazen yeniden doğarak geldiği gözden kaçmaz. Söz konusu dönemler içinde korku filmlerine gelen sansürlerin yalnızca şiddet sahnelerinden kaynaklanmadığını görürüz bu noktada karşımıza çıkan şey tam olar erotizmdi.Çünkü birçok korku filmi şiddeti barındırdığı kadar erotik sahneleriyle de akılda kalmayı başarmıştır. Ve cinsellik artık pek çok filmde öncesine göre daha özgürce sergilenebilecek bir piyasa bulmuştu çünkü üzerine yapıştıran korku etiketi tüm çıplaklığı bir şekilde kamufle ediyordu birçok filmde adı anılmayan veya üstü kapalı şekilde verilen cinsellik artık açık şekilde filmlere yediriliyordu.O kadarki erotik film kategorisi atında toplayabileceğimiz korku filmleri çıkmıştı ortaya.Kimi zaman erotizm korkuyu kimi zamansa korku erotizmi süsledi bu çerçevede.
En iyi örnekleme vampir filmleriyle yapılabilir.Korku filmleriyle erotizmin buluştuğu birçok film olmasına rağmen en öne çıkan filmler genellikle vampir filmleri olmuştur.Bu filmlerde onca şiddet ve sentetik olmayan görüntünün arasına soft porno diyebileceğimiz sevişme sahneleri serpiştirilmiş ve ortaya kaliteli sonuçlar çıkmıştır.
Bu tarzın en verimli olduğu filmler Vampir filmleri oldu. Düşünsenize vampir miti özünde yoğun bir cinsellik barındırır aslında öyle ki bunu düşünen akıllı yönetmenler bu miti ;tarzın kullanılacağı en verimli konu olarak seçmiş ve başarılı sonuçlar almışlardır. Jean Rollin’in kan ,şiddet ,cinsellik,sadizm vb. konularda çektiği özgün filmleri bahsettiğimiz türün öncülerinden oluvermiştir. Filmleri korku sinemasından en uzak duran seyircinin bile dikkatini çekecek kadar özgün , ilginç ve tek kelimeyle garipti aslında.Öyle ki filmlerine asla ucuz işler denilemezdi kaliteden asla ödün vermeden ciddiyetle seyirlik filmler çekmiştir yönetmen.
Aslında Rollin’den önce Roger Vadim’den bahsetmeliydik çünkü Vadim bu tarzın müjdesini Rollin’den çok önce vermişti seyirciye. Vadim’in ‘’Camilla’’ adlı kitaptan uyarladığı 60 yapımı ‘’Zevk alarak ölmek’’filmi çoğu kaynağa göre lezbiyenlik temasının işlendiği ilk film olarak bilinir(düşünün 60’la ve film konusu:lezbiyenlik)
Vadim bu film ardında bir üçlemeyle çıktı seyirci kaşısına [ The vampire lovers(70), Lust for a vampire(71), Twins of evil(71)] bu filmlerde aynı romanı yeniden ele almıştı yönetmen. Film sonrası gelen eleştiriler Rollin filmleri taklidi olması ve porno dergilerinin fotoğraf tekniğinin kullanılmış olduğu yönündeydi.

Bir diğer yönetmenimiz ise Jesus Franco İspanyol asıllı yönetmen erotik korku dendiğinde akla ilk gelen Rollin ile birlikte anıldı uzun bir zaman.Aslında her iki yönetmeni karşılaştırdığımızda benzer yanlarının yok denek kadar az olduğu görülmektedir. Örneğin Rollin filmleri bir durağanlık içerisinde akarken Franco genelde deneysel yöntemler kullanarak filmlerini hareket katmıştır. Bu yönetmenin konuya örnek iki filminin adını verelim şimdi.’’Vampyros Lesbos’’ ve ‘’Les Avaleuses’’
Gelelim Andy Warhol’a (geçen film festivallerinde merakla beklediğim üçlemesinin alından facia olduğunu gördüğüm yönetmen)sanırım ‘’ Blood for Dracula’’ filmi konumuza en iyi örnek.Daha yakın tarihli örneklere göz atarsak eğer Bram Stoker’ın romanının en erotik uyarlaması olduğunu söyleyebileceğimiz ‘’Bram Stoker’s Dracula’’ ve homoerotik öğeler taşıyan ‘’Vampirle görüşme ‘’ gelir akıllara.
Tüm bu örnekleri unutturacak önemli başka bir filmimiz daha var Tony Scott’ın ‘’Açlık’’(1983) filmi Filmde Eski Mısır’dan günümüze sevgililerinin kanını içerek güzelliğini ve gençliğini koruyan bir vampir karakteri işlenmiştir.Her kan ona gençlik aşılayan bir pınardır adeta ve sevgilileri olması akıllara nasıl sahneler getiriyor bunu sizin hayal gücünüze bırakıyorum.Romandan uyarlanan bu film hızlı kurgu tekniği ve video klip estetiğinden bolca nasibini almış ve kült bir film haline gelmiştir.Başka bir açıdan bakarsak eğer filmde kullanılan kostümlerde filme bir –sanat filmi- vasfı yüklemiştir.
Yazdıklarımızın başına döndüğümüzde korku sinemasını bir küçük başlıklar altında toplayarak örnekleyebiliriz;• Hayvanların yol açtığı korku Kuşlar ‘’Alfred Hitchcock’’Jaws ‘’Steven Spielberg’’Cujo ‘’Lewis TeagueArılar,Fareler vb.• Doğa üstü yaratıklarCarrie ‘’Brain De Palma’’Dont look now ‘’Nıcholas Roeg’’The Wicker Man’’Robin Hardy’’• Yamyamlar• Vampirler (Erotik korku hani şu bahsettiğimiz)• ParodilerEvil dead (1-2-3) ‘’Sam Raimi’nin üçlemesi’’Bad taste ‘’Peter Jackson’’Braindead ‘’Peter Jackson’’Yaşayan ölülerin dönüşü ‘’Dan O’Bannon’’Çığlık ‘’Wes Craven’’
Gelelim son yılların durumunu gözlem altına almaya ;Çığlık filmi sonrasında ortaya yeni bir film çekim tarzı çıktı dersek hata etmeyiz sanırım . ‘’Teenslasher’’ Örneklerini vermek gerekirse ‘’Neyaptığımı biliyorum (97),Gerçek efsaneler(98) , Valentine/Ölümcül Bedel(01) gibi sırada filmleri malesefki yazmak zorunayız.
Bu filmlere parodinin parodisi demek bence yerinde olur çünkü filmlerin hiçbiri katlanılır değil . Fakat Avusturalya yapımı ‘’Cut(00)’’ , Robert Rodriguez’in ‘’Faculty’si(98)’’ ve James Won’un yönettiği ‘’ Final Destination’’ türün parlak örnekleri olarak sayılabilir.
Daha farklı tarzd a çekilmiş korku filmleri de yok değil.Örneğin çokca tartışılan ‘’Blair Witch(99)’’ izleyicinin algılarıyla oynarken sinemanın nedenli gerçek olabileceği sorularını akıllara getirmişti.Başka bir örnekse ‘’Stigmata(99)’’Çarpıcı bir görsellikle dinsel temalar işlenirken yüzyıllardır süre gelen felsefelerden tutun Vatikan’a bile taş atmış seyirlik bir filmdir.
Bir çizgi roman uyarlaması olan ‘’Blade’’ Aksiyonu korku sineması izleyicisiyle buluşturmuştu.‘’Altıncı His’’ is hayalet filmlerinin yeniden doğuşu gibiydi.‘’Diğerleri’’ ise eski usül perili evleri yeniden akıllara getirdi.‘’From Hell’’ ise gotik polisiyeyi korkuyla kombine etmiş iyi bir yapıttı.Son olarak sürekli tekrarlanan ‘’Şeytan’’ filminin yeniden ele alınmış bir örneği olan ‘’Bruiser/Ölümün Maskesi ise tam anlamıyla bir faciaydı.
Günümüz korku filmlerine çıkışı ‘’Çığlık’’ filminde yaptık fakat diğer filmlerdeki başarıları yada hayal kırıklıklarını bu filme bağlamak elbette ki büyük bir yanlışlık olur.
Ara sıra duraklamalar yaşasa da her zaman izleyicisini cezbeden bir tür olan korku sineması son zamanlarda yine nefeslerimizi kesecek gibi görünüyor.(Seğrediniz Bottale Royalle/Underworld ve kesilen etler görmek sizi etkilemiyorsa eski Teksas Kasabının yeniden uyarlanması olan bir başka film Wrong Turn’’)
Not:iyi ki varsın ‘’Avrum’’ diyorum birçok bilgi buradandır ve sağ olsun net.









http://www.ismailk.net/e/ den alıntıdır

18 Ekim 2007 Perşembe

TESTERE 4 26 Ekim’de vizyonda

0

2004 yılında iddiasız ve tanınmamış kadrosu ile gösterime giren Testere şaşırtıcı finaliyle bir anda yılın hiti haline gelmişti.James Wan ve Leigh Whannell’in birlikte yazdıkları senaryodaki iş bölümüde çok iyi idi. Wan yönetti, Wahnnel oynadı.
2005’de ikinci filmle seriye dönüşen testere ekibine bu kez Darren Lynn Bousman’da katıldı. James Wan kadroda yoktu ve nispeten ilkine göre başarısız bulunan film yine de hayranlarını mutlu etti.
2006’da vizyona giren Testere 3 Darren Lynn Bousman yönetmenlik koltuğunda oturmaya devam ediyor, senaryo ekibi yine James Wan ve Leigh Whannell’dan oluşuyordu. Ana karakterin Jigsaw’ın hayatı hakkında ipuçları edindiğimiz film yine şaşırtan finaliyle zevkle izlendi.
Testere serisi hız kesmeden seriye her sene halkalar eklemeye devam ediyor. Çekimleri tamamlanan film 26 Ekim’de vizyona girmeyi bekliyor. Kış sezonunun ilk gişe canavarı olmasına kesin gözüyle bakılıyor.
Bu kez kadroda senarist olarak iki farklı isim görüyoruz. Marcus Dunstan ve Patrick Melton yazmış, Darren Lynn Bousman’da yönetmenlik koltuğuna oturmuş. Serinin yaratıcıları bu kez prodüktör olarak kadroda yer alıyorlar.
Testere 4’ün konusu ise şöyle;
Jigsaw ve asistanı amanda hayatlarını kaybetmiştir. Dedektif kerry cinayetinin duyulmasından sonra, 2 tecrübeli FBI ajanı ajan strahm ve ajan perez, dedektif hoffman’a jigsaw’un kalan son oyununun çözümlenmesi için yardım ederler. Bununla birlikte, SWAT takımı komutanı rigg kendini bu ölümcül oyunun içinde bulur. Ve eski bir dostunu ve de kendisini dehşet verici bir ölümden kurtarmak için düğümlenmiş, korkutucu tuzaklar zincirini yenmek için bir buçuk saati vardır.
Öte yandan Testere 5 ve 6’nın da kesinleştiği ve filmleri David Hackl’ın yöneteceği haberi basına sızdırıldı. Gelen haberlere göre oyuncu kadrosunun kesinleşmesinin ardından 5. film de gelecek Ekim’de gösterime girecek.


17 Ekim 2007 Çarşamba

Cin görmek için sayılı günleriniz kaldı!

0

Türk ve dünya sinemalarında ilk kez bir cinin tasvir edilerek beyazperdeye yansıtıldığı film' olarak lanse edilen 'Musallat', 16 Kasım'da vizyona giriyor. 'Zaga', 'Şok', 'Dikkat Şahan Çıkabilir' gibi televizyon işlerinden tanıdığımız Alper Mestçi'nin senaryosunu yazıp yönettiği korku filmi 'Musallat', birbirini seven iki gencin öyküsünden yola çıkarak, cinlerin insanlarla ilişkilerini ve cinler konusunda bilinmeyen gerçekleri(!) gözler önüne serme iddiasında.

Hacı Burhan Kasavi'nin gerçek olduğunu iddia ettiği olaylardan yola çıkarak kaleme aldığı yaşamından kesitler sunan filmde Burak Özçivit, Biğkem Karavus ve Kurtuluş Şakirağaoğlu rol alıyor. 180 kopyayla vizyona girmesi beklenen film cinlerin yanı sıra film, yapımcı (Banu Akdeniz), yönetmen ve başrol oyuncularının da ilk sinema filmi. Görüntü yönetmenliğini Feza Çaldıran'ın üstlendiği 'Musallat', Hollywood'dan transfer Ben Nye imzalı makyaj ve Cem Gül'ün görsel efektleriyle de iddialı.





Burası Korku Yeri

0

Korkulan herşey, aslında bilmediğimiz şeylerdir,
Bilmediklerimiz korkularımızdır,
Bazende neden korktuğumuzu bilemeyiz,

Burada paylaşacağız korkularımızı, korkutan şeyleri
Herkes bulduğunu yollayacak, KORKU YERİ büyüyecek

16 Ekim 2007 Salı

Hostel 2

0


Yönetmen:Eli Roth
Senaryo:Eli Roth
Süre:93 dk
Oyuncular:Lauren German “Beth”, Roger Bart “Stuart”, Vera Jordanova “Axelle”, Bijou Phillips “Whitney”, Heather Matarazzo “Lorna”, Richard Burgi “Todd”

Eli Roth’un, ilk filmin başarısının ardından çektiği Hostel: Part 2 yine ilginç sayılabilecek bir konuya sahip olmasına rağmen, her yönüyle ilk filmin çok gerisinde bir yapım. İlk filmin en büyük artıları olan dehşeti sunarken yarattığı atmosferi, senaryo bütünlüğünü ve seyirciyi dehşete düşüren sürprizlerini maalesef ikinci filmde bulamıyoruz. Saw serisinde olduğu gibi ilk filmin kalitesini sürdüren bir devam filmi olmaktan çok, ilk filmin mirasını yiyen bir yapım görüntüsü veren Hostel: Part 2’nin, yine de sansürsüz seyredildiği takdirde etkileyici bir korku filmi olduğu söylenebilir.

İlk filmin aksine bu sefer tatile çıkan üç kız arkadaş karşımıza çıkıyor. Resim dersleri alan Beth, Whitney ve Lorna bir süre sonra resmini çizdikleri Axelle ile arkadaşlığa başlarlar. Axelle’in tavsiyeleri ile tatillerini Slovakya’da sürdürmeye karar veren Beth, Whitney ve Lorna ilk filmden hatırlayacağımız “hostel”e yerleşirken, müşterilerini sadece en zenginlerin oluşturduğu organizasyon ise yeni kurbanlar için açık artırmayı başlatmıştır…


10 Ekim 2007 Çarşamba

Semum Geliyor!

0

Kıyamet temasının işlendiği Dabbe’nin ardından bu kez ikinci bir korku filmi ile Hasan Karacadağ, hem yönetmen, hem yapımcı hem de senarist kimliğiyle yeniden karşımıza çıkıyor.



'Semum' eski Mısır dili Kıptice konuşacak
Dabbe'nin yönetmeni Hasan Karacadağ, Semum yaratığının bir kadının zihnini ele geçirmesini işlediği filminin çekimlerini İstanbul'da sürdürüyor. Filmindeki Semum yaratığının Hz. İsa'nın dili Aramice'den bile eski olan Mısır dili Kıptice konuştuğunu bildiren Karacadağ, dilin kullanımı için bazı İslam âlimlerinden bilgi aldıklarını söyledi

Yeni filminde Cehennem'deki dumansız ateşten yaratılan Semum yaratığının bir kadının zihnini ele geçirmesini işleyen Dabbe'nin yönetmeni Hasan Karacadağ, Türkiye'de bilimin metafiziğe yaklaşımının oldukça mesafeli olduğunu söyledi. Geçtiğimiz günlerde Sepetçiler Kasrı'nda kurduğu film setinde gazetecileri ağırlayan Karacadağ, Moskova Üniversitesi'nde Metafizik bölümü dahi varken ülkemizde bilimin dine kapılarını kapattığını anlattı. Karacadağ, filminde bu durumu eleştireceğini söyledi.

Semum isimli yaratığın İzmir'de yaşayan bir Canan ismindeki bir kadın doktorun zihnini ele geçirdiği ve hikâyenin kendisine bir akrabası kanalıyla ulaştığını anlatan Hasan Karacadağ, kendisinin de zaten 'Türk-İslam kültürüne göre bir yaratık nasıl olur' diye düşündüğünü söyledi.
Kuran'da iki ayrı Semum kavramının olduğunu anlatan Karacadağ, hem Cehennem alevinin kendisine Semum denildiğini hem de insanlardan önce yaratılan varlıklara Nar-ı Semum denildiğini anlattı. Bir ayette, "Bizi Semumların azabından koru" ifadesinin geçtiğini aktaran Karacadağ, "Demek ki bunlar insanlara azap edebilen varlıklar. Ben de buradan bir çıkarım yaptım ve işin içine elbette kendi yorumumu da kattım" dedi. Karacadağ, bir hadisten yola çıkarak Semum'un bir Cin olmadığını ve Şeytan ile aynı soydan geldiğini savundu.
Korku filmlerinin ülkemizde 1 milyonun üzerine bilet satmasının adeta bir mucize olacağını söyleyen Karacadağ, filmine bu yüzden yapımcı bulamadığını ve bu yüzden onu da kendisinin üstlendiğini söyledi.






Dabbe filminde sinema salonunda gülenlerin olmasını kendi eksikleri ile birlikte Türk oyuncuların ve izleyicilerin korku türüne henüz hazır olmamasına bağlayan Karacadağ, din üzerinden para kazandığı eleştirilerini ise reddetti. Korku sinemasının başyapıtı olarak gösterilen The Egzorsist'in (Şeytan) yapımcısının Katolik Kilisesi olduğunu ve filmden sonra yüz binlerce insanın Hıristiyan olduğunu savunan Karacadağ, "Peki ben niye filmimde kendi kültürümün, dinimin ritüellerini kullanmayayım? Kaldı ki ben onlar gibi misyon amacıyla da yapmıyorum filmimi. Sadece hayatımızın gerçeklerini anlatmaya çalışıyorum" dedi.

Filmde Semum yaratığının Kıptice konuştuğunu bildiren Karacadağ, tarihte Aramice'den önceki en eski dillerden biri olarak kabul edilen dilin kullanımı için bazı İslam âlimlerinden bilgi aldıklarını söyledi.


Yeşilçam, 'Sahtekâr Hoca'yı çok kullandı
Filmin Mikail Hoca'sı Cem Kurtoğlu: "Cebrail Hoca dünyanın her tarafını dolaşmış, pek çok dini incelemiş aydın bir insan. Filmde, Canan'ın zihnini serbest bırakması için Semum ile mücadele ediyor. Türkiye'de medya, dindarlar ve laikler arasında kesin bir duvar varmış gibi gösteriyor. Türk Sineması da buradan yola çıkarak 'Sahtekâr hoca' klişesi ile yıllarca buradan büyük gişeler elde etmeye çalıştı. Oysa bugün sokaklarda dolaşan binlerce aydın, takım elbiseli din aydını ve âlimi var."